Herkesin icinde
sabırlı bir tohum gibi kendi kozasında saklı duran bir aşk yatar, bir
gün bir günes parlar, bir yağmur düşer ve tohumun çatlayıp
çicekler açtığını, ruhumuzun rengarenk bir agac gibi rüzgarlarla dansettigini
görürsünüz.
Sonra(...) O rüzgarlarla danseden çiçekler, bazen manasız kaprislerle,
yanlış anlamalarla, hoyrat fırtınalarla örselenip, yeniden insan ruhuna
dökülür ve bu kez acının tohumları olur aşkın çiçekleri. Zakkum
yeşili çiçekler halinde büyüyüp, içinizi yakıp kavurur. Aşka lanet eder, unutmaya
çalışır, acıyı öldürebilmek için aşkıda öldürmeye uğraşırsınız. Ve
unuttukca bir şeyler eksilir sizden. Acıdan kurtulabilmek için eksilmeye bile
razı gelirsiniz(...) zamanla, hayatın geniş bir bahçe olduğunu, yalnızca
sevincin yada yalnızca acının çiçeklerini değil, kaçınılmaz
olarak hepsini birden içinde barındırdığını, çiçeklerin bir kısmından
vazgecmenin bahçenin bütününden vazgeçmek olduğunu anlar, bahçeyi
bütünüyle seversiniz...
AHMET ALTAN
Hikayeyi Gönderen : Cem
Sucuoğlu
|